Edebi Sanatların Tamamı

ANLAM SANATLARI

  1. TEŞBİH (BENZETME): Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı daha üstün olana benzetmektir. Dört ögesi vardır. (Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı).

            Bin atlı             akınlarda          çocuklar           gibi                  şendik.
            Benzeyen                                  benzetilen             benzetme               benzetme
                                                                                                              Edatı                     yönü

            Şimşek             gibi                  bir semte          atıldık               yedi koldan
            Benzetilen            benzetme                                              benzetme                                             
                                               Edatı                                                     yönü                                                     

            Askerlerimiz     aslan                gibi                  kuvvetlidir.
            Benzeyen              benzetilen             benzetme               benzetme
                                                                              Edatı                     yönü

A)    TEŞBİH-İ BELİĞ (GÜZEL BENZETME): Sadece benzeyen ve benzetilen ögelerle yapılan benzetmedir. Benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmaz.

Gürz ayaklı
Kalkan elli
Sancaktar olduğu
Sancak tutuşundan belli
                 F.H.Dağlarca

  • Divan edebiyatındaki mazmunların çoğo teşbih-i beliği sanatına örnektir.
Servi boy, elma yanak, gonca ağız, kiraz dudak..........

B)     YAYGIN BENZETME: Benzeyenle benzetilen arasındaki birden çok özelliklerin sıralnmasıyla yapılan benzetmedir.

Aşağıdaki örnekte “vatan” bir çınara benzetilmiştir.

ÇINAR

Hani bir gün seninle Topkapı’dan
Geliyorduk; yol üstü bir meydan
Bir çınar gördük; Enli, boylu, vakur
Bir ağaç; hiç eğilmemiş, mağrur
Koca bir gövde, belki altı asır
Belki ondan da fazla dalgın, ağır
Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş;
Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş,
.........................
                             Tevfik Fikret

2)      İSTİARE (EĞRETİLEME): Benzetme sanatının temel ögelerinden benzeyen ve benzetilenden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan benzetmeye denir. Diğer bir deyişle, bir şeyi kendi adının dışında türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma sanatıdır. Bu bakımdan istiare hem bir benzetme hem de mecaz sanatıdır.

A)     AÇIK İSTİARE: Benzetme ögelerinden yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
      “Aslanlarımızdüşmanı denize döktüler”

      “Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
      Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.

Yukarıdaki örneklerde altı çizili sözcüklerde, askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani askerler) söylenmemiş, kendisinebenzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.

B)      KAPALI İSTİARE: Benzetme ögelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.
      “Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.

Yukarıdaki örnekte askerler, aslana benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen)söylenmemiş, sadece benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir. (Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).

      Kıyı takmış yaprağını gülünü
      Mahzun hudutların ötesinde akan sular
      Boynu bükük adalar, tanıyorsanki bizi.

C)     YAYGIN İSTİARE: Benzetmenin temel ögelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak yapılan istiaredir. Örneğin Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirinde “ruh” söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani “gemi” söylenmiştir.

3)      MECAZ: Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatıdır.

                        Aşkın aldı benden beni
                        Bana seni gerek seni
                        Ben yanarım dün ü günü
                        Bana seni gerek seni
                                                               Yunus Emre

                        Yukarıdaki dörtlükte “yanmak”, aşağıdaki dörtlükte de “deynek” sözcüğü                               mecaz sanatına örnektir.

                        Anavarza at oynağı
                        Kana bulanmış gömleği
                        Kıyman a zalimler kıyman
                        Kör karının bir deyneği

4)      MECAZ-I MÜRSEL (MÜRSEL MECAZ): Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır. Kavramlar arasında benzetmenin dışında, gerçek veya mecazlı anlamlar arasında parça-bütün, özel-genel, neden-sonuş.....gibi ilgiler bulunur.
                
      Anadolu, hepimize hınç ve şüpheyle bakıyor.
Anadoluda
yaşayanlar

Çankaya, bu gelişmelere sessiz kalamazdı.
Cumhurbaşkanlığı
makamı

O, beyaz perdenin en güzel sanatçısıdır.
      Sinema

Çatma, kurban olayım çehreni ay nazlı hilâl.
                                                                Türk bayrağı

Sobayı yaktınız mı?
Odun/kömür               

O, ülkemizin en güçlü raketlerindenbiridir.
                             Tenis oyuncusu

Siz, hiç Yaşar Kemal’iokudunuz mu?
                       Eserleri

Son günlerde Vivaldidinliyorum.
                 Eserleri

Gökten bereket yağıyor.
                 Yağmur

5)      KİNAYE: Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır.
     
      Ey benim sarı tanburam                                Ben toprak oldum yoluna
      Sen ne için inilersin                                        Sen aşırı gözetirsin
      İçim oyuk derdim büyük                                Şu karşıma göğüs geren        
      Ben onun’çün inilerim                                               Taş bağırlı dağlar mısın?
                             Pir Sultan                                                                           Yunus Emre

Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde kullanılmıştır.

6)      TEVRİYE: İki ya da daha çok anlamı olan bir sözün yakın ve uzak anlamlarını birlikte kastetme sanatıdır.

                        Bana Tahir Efendi kelp demiş
                        İltifatı bu sözde zâhirdir.
                        Mâliki mezhebim benim zirâ
                        İtikadımca kelp tâhirdir.

                        Tahir: 1) Özel isim;2) Temiz
                        Kelp: Köpek

7)      TARİZ: Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Genelliklebir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için yapılır.

      Bir yetim görünce döktür dişini
      Bozmaya çabala halkın işini
      Günde yüz adamın vur kır dişini
      Bir yaralı sarmak için yeltenme
                                         Huzuri

8)      TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA): İnsana özgü niteliklerin başka varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına “teşhis”; onların konuşturulmasına da “intak” denir. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis sanatı da vardır.
                       
                        Toros dağlarının üstüne                    Batı isteyü haktan ayrıldım
                        Ay un eledi bütün gece                      Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.
                                                                                                                      (Hârname, Şeyhi)

                                Masallar ve fabller, teşhis ve intak sanatına an çok rastlanan türlerdir.
                        Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
                        Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
                        Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
                        Barış oldu hayvanlar arasında.”

9)      TENASÜP (UYGUNLUK): Bir dize, beyit ya da dörtlük içinde anlamca birbiriyle ilgili sözcükleri birarada kullanma sanatıdır.

                        Lâleyi sümbülü, gülü hâr almış.
                        Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış.

            Bu beyitte lâle, sümbül, gül, hâr (diken) arasında ayrıca zevk, şevk ve âh, zâr   sözcükleri arasında tenasüp sanatı vardır.

10)  LEFF Ü NEŞR: Genellikle bir beyit içinde birinci dizede en az iki şey söyleyip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşılıkları verme sanatıdır.

      Bâran değil, şafak değil, ebr-i seher değil
      Gözyaşıdır, ciğer kanıdır, dâd-ı ah’tır.

Bu dizelerde bârana (yağmur) karşılık olarak gözyaşı, şafağa (güneşe batarkenki kızıllık) karşılık olarak ciğer kanı, ebr-i seher’e (sabah bulutu) karşılık olarak dud-ı ah (ah’ın dumanı) verilmiştir.

      Bağ-ı dehrin hem baharın hem hazanın görmüşüz.
      Bir neşatında gamın da rüzgarın görmüşüz.

11)  TECAHÜL-İ ARİF: Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir.

      Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
      Kurbanın olam var mı benim bunda günahım
                                                                Nahifi

       Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik
      Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde
                                                                Nedim

Yukarıdaki dizelerde şairler kendi yaşadıkları olayları bilmiyormuş gibi sorarak tecahül-i arif sanatı yapmışlardır.

12)  HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE BAĞLAMA): Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini hayali ve güzel bir nedene bağlamaktır.Ancak bu nedenin kesin bir yargıya dayanması gerekir. Hüsn-i talil’de de tecâhül-i arif’te olduğu gibi gerçek bir nedeni bilmezlikten gelme gibi bir durum vardır. Hüsn-i talil’i, tecâhül-i ariften ayıran yön, gerçek bir olayın hayali nedene bağlanmasıdır.

      “Güzel şeyler düşünelim diye yemyeşil oldu ağaçlar”
      (İlkbaharda doğanın uyanması, ağaçların yapraklanması gibi gerçek bir olay, hayali bir nedenle açıklanmış).

Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar”.

Niçin sık sıkbakarsın öyle mirat-ı mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
                                                                Nedim
(Mirat-ı mücellâ: Parlak ayna)

13)  MÜBALAĞA(ABARTMA): Bir sözün etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya da olduğundan pek çok veya pek az göstermektir.

      Alem sele gitti gözüm yaşından.

      Söyle nâz uykusuna varmış o yâr ey Bâki
      Ki cihan halki figan eylese bidâr olmaz.

      Merkez-i hâke atsalar da bizi
      Kürre-i arzı patlatır çıkarız.
                             Namık Kemal

(Yerkürenin merkezine de atsalar bizi, yerküreyi parçalar yine dışarı çıkarız).

14)  TEZAT(KARŞITLIK): Birbirine karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır.

      Ne siyah eylemiş bu nasiyeyi
      Saçımı bembeyaz eden bahtım.
                             Abdülhak Hamit
(Nasiye: alın)

      Ne efsun-kâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
      Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
                                                      Namık Kemal
(Ey özgürlük ne kadar büyüleyiciymişsin, tutsaklıktan kurtulduk ama bu kez de senin tutsağın olduk).

15)  TEKRİR:Sözün etksini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini arka arkaya yinelemektir.

      Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
      Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
      Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
      Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
                                                     Necip Fazıl

      Büyüksün ilahi büyüksün büyük
      Büyüklük yanında kalır pek küçük
                                         Ali Haydar Bey

16)  NİDA(SESLENME): Şairin çok duygulanması ve heyecanlanması sonucunu doğuran olayları ve varlıkları gözönüne getirip “ey, hey” gibi ünlemlerle onlara seslenmesidir.
      Ey köhne Bizans, ey koca fertut-i musahhir
      Ey bin kocadan arta kalan bive-i bâkir.
                                         (Sis, Tevfik Fikret)

17)  İSTİFHAM: Yanıt alma amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenenlerin soru biçiminde anlatılmasıdır.

      Beni candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı
      Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı
                                                                            Fuzuli

      Kim söylemiş beni
      Süheyla’ya vurulmuşum diye?
      Kim görmüş ama kim,
      Eleni’yi öptüğümü,
      Yüksek kaldırım’da güpegündüz?
      Melahat’i almışım da sonra
      Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
      Onu sonra anlatırım, fakat
      Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
                                                     Orhan Veli

18)  TELMİH(HATIRLATMA): Söz arasında herkesçe bilinen geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye bir inanca ya da yaygın bir atasözüne işaret etmek, onu anımsatmaktır. Telmih edilen şey uzun uzadıya açıklanmaz, bir iki sözcükle anımsatılır.

      Gökyüzünde İsâ ile
      Tur dağında Musâ ile
      Elindeki asâ ile
      Çağırayım Mevlam seni
                                       Yunus Emre

(Birinci dizede “Hz. İsa’nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede “Hz. Musa’nın Tur-ı Sinâ dağında Tanrı ile konuşması” olayına ve üçüncü dizede de yine “Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla gösterdiği mucizelere” telmih vardır).

SÖZ SANATLARI

19)  CİNAS: Söyleniş ve yazılışları bir, anlamları farklı sözcükleri (sesteş, eşsesli) bir arada kullanma sanatıdır. (Aynı zamanda bir uyak türüdür).

      Kısmetindir gezdiren yer yer seni
      Göğe çıksan âkıbet yer yer seni.
                                         İbni Kemal

Her nefeste eyledik yüz bin günah
Bir günaha etmedik hiç bir gün ah
                                         Lâedri

20)  ALLİTERASYON: Aynı ses ya da hecelerin bir ahenk yaratmak amacıyla tekrarlanmasıdır.

      Dest-busi arzusıyle ölürsem dostlar               (“S”)
      Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
                                                                Fuzuli

      Kara pulat uz kılıcım tartmayınca
      Kara börklü koca başın kesmeyince
      Alca kanın yer yüzüne tökmeyince
      Karındaşım Kayan kanın almayınca
      Komazım..........
                                         Dede Korkut

21)  SECİ: Nesirde yapılan kafiyeye “seci” denir.

      “İlahi her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlahi elime her ne sundunsa anı      tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlahi vücudum bahçesine    ne diktinse o biter.”
                                                                                                                     Sinan Paşa
 
EK:

SEHL-İ MÜMTENİ: Söylenmesi kolay göründüğü halde, benzerinin yazılması veya söylenmesi çok güç olan sözlere ya da yazılara denir.

      Ete kemiğe büründüm
      Yunus diye göründüm
                             Yunus Emre

(Şair bütün tasavvuf felsefesini, az sözle çok güçlü bir şekilde ifade etmiştir).

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski

Color Posts